Pearl Hogrefe
Önce bakınız : (Bölüm I)
Karakterlerin içine nasıl ruh üfleyeceğinizi, belki de hiç kimse size tam olarak söyleyemez. Bu konuda hiç bir sihirli formül kesinlikle olamaz. Asıl anlamda, edebiyatta bir çok karakter et ve kandan oluşmuş canlı bir şahıs yanılsaması oluşturur insan gözünde. Canlı karakter oluşturma konusunda çizmeye giriştiğiniz kişileri tanımak, sizin için en doğru yaklaşım olacaktır. Bu noktada iki varsayım vardır. Birincisi, kendi karakterinize hayat verme şansınız, zekanız, duyularınız ve duygularınız ile karakterinizi anladıkça gelişir. İkincisi, bilinçli gayretlerinizle karakterinizi anlamak için bir şeyler yapabilirsiniz. Bu takdirde, tasarlanmış bir yaşantıya hayat kıvılcımları verecek ayrıntıları kişileştirmenize eklemeyi ümit edebilirsiniz.
Önemli karakteri tanımak için, profesyonel yazarlar çok itina gösterirler. Bir grup öğrenci, bir yazara öykü yöntemi hakkında ana hat yapıp yapmadığını sorar. Bu soru karşısında, dördüncü romanını geliştirme aşamasında olan yazar, düşünür ve "Hayır hiç! Hiç ana hat yok!" cevabını verir. Bu soruya cevap verirken, çantasından ağaçlarıyla beraber karakterlerin yaşadığı köyün bir krokisi, köyün evleri, öykünün ana fikir özeti, olay örgüsü, son paragraf özeti, kişilerin biyografik ayrıntıları konusunda kocaman bir dosya çıkarır. Ayrıca, dosyada kahraman için hazırlanmış ataları hakkında bilgi, baş karakterin mazisi, çevresel etkileri, meslekleri, gelecekteki planları, fiziksel görünüşü, duygusal güdüleri ve temel özelliğini içeren bir özet de vardı. Karakter oluşturmak için, bu yazar, çocukluk dönemini aralarında geçirdiği toplumun problemlerini ve kendi ailesinin maruz kaldığı problemleri kullanmıştı. Ayrıca, yazar bilinçsiz birikim yıllarından baş karakterini yapılandırmıştı. Üstelik, karakterin derisi altına girmeye çalışarak, bilinçli bir kuluçka dönemi de geçiriyordu. Öyküyü yazmadan önce, tecrübeli yazarlar, böylesine büyük bir zahmete katlanır ve hazırlık çalışmaları yaparlar. Hiç kuşkusuz, yazmaya başlamadan, sizin de karakterleri tanıma girişiminde bulunmanız gerekir.
Kişileştireceğiniz bir karakteri nasıl tanıyabilirsiniz? İnsanları izleyerek tanımaya başlayabilirsiniz. Şu soruların bazıları size yardımcı olabilir: Öyküde tasarlayacağım karakterin yüzü gerçekten neye benziyor? Gözleri, ağzı, burnu hakkında bireysel olan nedir? Yüz ifadesi çabucak değişir mi? Karakterin bazı durumlarda olduğunu hayal etmeniz ve davranışlarını izlemeniz gerekir: sevdiği bir kız, sevdiği bir kişi, güvenmediği bir kişi ile konuştuğu zaman, kendini yetersiz hissettiği zaman, mutlu, memnun etmeye istekli olduğu zaman, pazarlık yapmaya hazır olduğu zaman, uykuda olduğu zaman, resmi veya toplumsal olaylara kendini hazırladığı zaman çizeceğiniz karakteri izlemelisiniz. Renk, doku, düzenleme bakımından karakterin saçı neye benzer? Ayak ve ellerini nasıl kullanır? Hangi jestleri kullanır? Bu kişi yolda nasıl yürür? Bu kişi uzun adımlarla, yalpalayarak, sert ve avare, sinsice ve yavaş, sendeleyerek, vakur ve kararlı mı yürüyor? Kas hareketleri beklenmedik ve kendiliğinden mi? Bu hareketler, kişinin dürtü ve duygularını ele veriyor mu? Ne tür davranış kalıbına sahip? Düşündüğü zaman, bu kişi gözlerini kısar mı? Şaşırdığı zaman parmaklarını çıtlatır mı? Nasıl el sıkar? Astları ve üstleri ile beraber olduğu zaman, elini ve zihnini kullanması gerektiği zaman, savunmasız yakalandığı zaman, karakterin yüz ifadesi ve vücut durumunda bir değişiklik olur mu? Yüzü belli bir ifade aldığı zaman, iç duygularını anlayabiliyor musunuz? Karakterin farklı bir birey olarak görünmesini sağlamak için, fiziksel ayrıntılarını seçerek tasvir yapabiliyor musunuz?
Çizeceğiniz karakter nasıl konuşur? Kelimeleri uzatarak mı yoksa keserek mi? Sesi yüksek, kısık, ince, uyumlu, gür, rahat veya tiz mi? Karakterin çok sevdiği ifadeler, boşluk dolduran kelimeler, deyimler nelerdir? Lisanı, gündelik dil yada resmi dil mi? Deyim ve imge yüklü bir dil mi, yoksa düz, geleneksel bir dil mi? Gözlerinizi kapatıp sesini dinlemeye çalıştığınız zaman, karakterin sesinde özel bir konuşma ritmi duyuyor musunuz? Karakteri dikkatlice gözlemledikten sonra, yanınızda olmadığı zaman, hayalinizde sözünü işitebiliyor musunuz? Onun diğer insanlara karşı konuşma biçimini işitebiliyor musunuz?
Çizeceğiniz karakter nasıl gülüyor? Gerçekten neşesini dürüst ifade ediyor mu, yoksa duygularını gizliyor mu? Tanımadığınız bir yabancıdan gelen bir gülüş işitseniz, onun hakkında ne düşünürdünüz?
Bir karakteri incelerken, fiziksel ayrıntıların kalıcı yada değişken olduğunu ayırt etmeye başladığınız zaman, daha keskin gözlemde bulunacaksınız. Örneğin, karakterin gözleri her zaman mavidir. Fakat, karakter mutlu olduğu zaman, gözleri daha açık mavi; kızdığı zaman çelik mavisi gözükebilir. Sesi de bazı bakımlardan her zaman aynıdır. Yine de, kendi ruh durumunu ele verecek biçimlerde değişebilir. Öyleyse, eylemsiz olduğu zaman bir kişi, eylem halinde iken başka bir kişidir. Yada belki farklı faaliyetlerde bulunurken bir düzine farklı kişidir. Belki devingen olduğu zaman, çoğumuzun daha çok ilgisini çekebilir. Öyleyse, en azından bir faaliyet yaparken karakterinizi izlediğinizden emin olmalısınız.
Duyularınızla fiziksel ayrıntıları gözlemlerken, karakteri aklınızla da anlamayı öğreniyorsunuz demektir. Karakterin eğilimleri, zevkleri, ilgileri, gözde sporları, okuma alışkanlıkları, tutkuları hakkında ne biliyorsunuz? İhtirasları güçlüyse, bu ihtiraslar vicdan muhasebeleriyle kontrol ediliyor mu? Gururu güçlü mü? Sabit fikirleri var mı? Önyargıları, baskın güdüleri nelerdir? En çok neyi arzuluyor ve değer veriyor? En çok kendisi olduğu zaman, kendisi hakkında düşünceleri nelerdir? En iyi arkadaşına bile söylemek istemeyeceği sırlar nelerdir? Bu sır ve düşüncelerin her hangi birisini bir yabancıya söyler mi? Kendi seviyesinde ve seviyesinin üstünde olan kişilere, çocuklara, ve hizmetçilere karşı nasıl davranır? Canlı bir insan hakkında bütün bunları öğrenmemize imkan olmaz. Buna rağmen, verilen sorular bildiklerinizi seçmenize yardım eder. Fakat, bir kişinin karakterini çizdiğiniz zaman, deneyim ocağı küllerinden bunlardan daha fazlasını öğreneceksiniz. Karakterin temel özelliği nedir? Niye bu özelliğe sahiptir?
Duyularınızı ve mantığınızı kullanırken, karakterinize karşı kendi duygusal tepkilerinizi öğrenmeniz gerekir. Karakterinize karşı saygı, hayranlık, yada sevgi duyuyor musunuz? Kıskanıyor yada acıyor musunuz? Beğenme, nefret, tiksinti duyuyor musunuz? Sizi kızdırıyor mu? Karakter hakkında duygularınız tahlil edilemeyecek kadar karmaşık mı? Karakter yaklaştığı zaman, sizin kaslarınız nasıl hareket ediyor? Karakterin hangi duyguları hissettiğini anlamaya çalışın ve daha sonra, elinizden geldiği ölçüde onunla beraber kederlenin ve neşelenin? Dar bir sempati alanınız varsa, kendinize benzeyen karakterlerle öykü yazmaya başlayın, sonra gücünüzü artırın. Örnek olarak, elinde olta ile üç küçük balık taşıyan ve yılanlara ilgi duyan küçük bir çocuğun "derisi altında" kendinizin olduğunu hayal edin. Çıplak ayakları altındaki toprağın sessiz kırılışını, omzunda olta
takımının ağırlaştığını hissedebiliyor musunuz? Kendinizi itfaiye aracını izleyen bir çocukla özdeşleştirebiliyor musunuz? Aracı işiterek, gergin kaslarını hissederek, hızlanmak için bedenini ayarlayıp koşan itfaiyecileri seyre dalan ve bu itfaiye aracını sürmek için büyük bir arzu duyan çocuğun yerine kendinizi koyabiliyor musunuz? Hakkında öykü yazmak için seçtiğiniz karakterin en azından duygularını paylaşabiliyor musunuz?
Kimi zaman "her şeyi bilmek, çok şeyi affetmektir." Kimi zaman da, karakteri anladıkça, değer yargılarınız sizi o karaktere karşı sempati duymaktan uzaklaştır ve hatta olumlu bir nefret verebilir. Gözlemledikten sonra, karakterinize karşı tarafsız ve ilgisiz olabilirsiniz. Bu takdirde, karakter hakkında öykü yazmak için zaman israf etmenize hiç gerek yoktur. Bazen karaktere karşı duyduğunuz ilgi, öykü yazmaya kalkışacak kadar köklü olur. Öyleyse, sanırım akıl ve duyularınızla karakteri anlama girişiminiz, artık karaktere karşı tavrınızı yeterince berraklığa kavuşturup güçlendirmiştir. (1:37-42)
Önemli karakteri tanımak için, profesyonel yazarlar çok itina gösterirler. Bir grup öğrenci, bir yazara öykü yöntemi hakkında ana hat yapıp yapmadığını sorar. Bu soru karşısında, dördüncü romanını geliştirme aşamasında olan yazar, düşünür ve "Hayır hiç! Hiç ana hat yok!" cevabını verir. Bu soruya cevap verirken, çantasından ağaçlarıyla beraber karakterlerin yaşadığı köyün bir krokisi, köyün evleri, öykünün ana fikir özeti, olay örgüsü, son paragraf özeti, kişilerin biyografik ayrıntıları konusunda kocaman bir dosya çıkarır. Ayrıca, dosyada kahraman için hazırlanmış ataları hakkında bilgi, baş karakterin mazisi, çevresel etkileri, meslekleri, gelecekteki planları, fiziksel görünüşü, duygusal güdüleri ve temel özelliğini içeren bir özet de vardı. Karakter oluşturmak için, bu yazar, çocukluk dönemini aralarında geçirdiği toplumun problemlerini ve kendi ailesinin maruz kaldığı problemleri kullanmıştı. Ayrıca, yazar bilinçsiz birikim yıllarından baş karakterini yapılandırmıştı. Üstelik, karakterin derisi altına girmeye çalışarak, bilinçli bir kuluçka dönemi de geçiriyordu. Öyküyü yazmadan önce, tecrübeli yazarlar, böylesine büyük bir zahmete katlanır ve hazırlık çalışmaları yaparlar. Hiç kuşkusuz, yazmaya başlamadan, sizin de karakterleri tanıma girişiminde bulunmanız gerekir.
Kişileştireceğiniz bir karakteri nasıl tanıyabilirsiniz? İnsanları izleyerek tanımaya başlayabilirsiniz. Şu soruların bazıları size yardımcı olabilir: Öyküde tasarlayacağım karakterin yüzü gerçekten neye benziyor? Gözleri, ağzı, burnu hakkında bireysel olan nedir? Yüz ifadesi çabucak değişir mi? Karakterin bazı durumlarda olduğunu hayal etmeniz ve davranışlarını izlemeniz gerekir: sevdiği bir kız, sevdiği bir kişi, güvenmediği bir kişi ile konuştuğu zaman, kendini yetersiz hissettiği zaman, mutlu, memnun etmeye istekli olduğu zaman, pazarlık yapmaya hazır olduğu zaman, uykuda olduğu zaman, resmi veya toplumsal olaylara kendini hazırladığı zaman çizeceğiniz karakteri izlemelisiniz. Renk, doku, düzenleme bakımından karakterin saçı neye benzer? Ayak ve ellerini nasıl kullanır? Hangi jestleri kullanır? Bu kişi yolda nasıl yürür? Bu kişi uzun adımlarla, yalpalayarak, sert ve avare, sinsice ve yavaş, sendeleyerek, vakur ve kararlı mı yürüyor? Kas hareketleri beklenmedik ve kendiliğinden mi? Bu hareketler, kişinin dürtü ve duygularını ele veriyor mu? Ne tür davranış kalıbına sahip? Düşündüğü zaman, bu kişi gözlerini kısar mı? Şaşırdığı zaman parmaklarını çıtlatır mı? Nasıl el sıkar? Astları ve üstleri ile beraber olduğu zaman, elini ve zihnini kullanması gerektiği zaman, savunmasız yakalandığı zaman, karakterin yüz ifadesi ve vücut durumunda bir değişiklik olur mu? Yüzü belli bir ifade aldığı zaman, iç duygularını anlayabiliyor musunuz? Karakterin farklı bir birey olarak görünmesini sağlamak için, fiziksel ayrıntılarını seçerek tasvir yapabiliyor musunuz?
Çizeceğiniz karakter nasıl konuşur? Kelimeleri uzatarak mı yoksa keserek mi? Sesi yüksek, kısık, ince, uyumlu, gür, rahat veya tiz mi? Karakterin çok sevdiği ifadeler, boşluk dolduran kelimeler, deyimler nelerdir? Lisanı, gündelik dil yada resmi dil mi? Deyim ve imge yüklü bir dil mi, yoksa düz, geleneksel bir dil mi? Gözlerinizi kapatıp sesini dinlemeye çalıştığınız zaman, karakterin sesinde özel bir konuşma ritmi duyuyor musunuz? Karakteri dikkatlice gözlemledikten sonra, yanınızda olmadığı zaman, hayalinizde sözünü işitebiliyor musunuz? Onun diğer insanlara karşı konuşma biçimini işitebiliyor musunuz?
Çizeceğiniz karakter nasıl gülüyor? Gerçekten neşesini dürüst ifade ediyor mu, yoksa duygularını gizliyor mu? Tanımadığınız bir yabancıdan gelen bir gülüş işitseniz, onun hakkında ne düşünürdünüz?
Bir karakteri incelerken, fiziksel ayrıntıların kalıcı yada değişken olduğunu ayırt etmeye başladığınız zaman, daha keskin gözlemde bulunacaksınız. Örneğin, karakterin gözleri her zaman mavidir. Fakat, karakter mutlu olduğu zaman, gözleri daha açık mavi; kızdığı zaman çelik mavisi gözükebilir. Sesi de bazı bakımlardan her zaman aynıdır. Yine de, kendi ruh durumunu ele verecek biçimlerde değişebilir. Öyleyse, eylemsiz olduğu zaman bir kişi, eylem halinde iken başka bir kişidir. Yada belki farklı faaliyetlerde bulunurken bir düzine farklı kişidir. Belki devingen olduğu zaman, çoğumuzun daha çok ilgisini çekebilir. Öyleyse, en azından bir faaliyet yaparken karakterinizi izlediğinizden emin olmalısınız.
Duyularınızla fiziksel ayrıntıları gözlemlerken, karakteri aklınızla da anlamayı öğreniyorsunuz demektir. Karakterin eğilimleri, zevkleri, ilgileri, gözde sporları, okuma alışkanlıkları, tutkuları hakkında ne biliyorsunuz? İhtirasları güçlüyse, bu ihtiraslar vicdan muhasebeleriyle kontrol ediliyor mu? Gururu güçlü mü? Sabit fikirleri var mı? Önyargıları, baskın güdüleri nelerdir? En çok neyi arzuluyor ve değer veriyor? En çok kendisi olduğu zaman, kendisi hakkında düşünceleri nelerdir? En iyi arkadaşına bile söylemek istemeyeceği sırlar nelerdir? Bu sır ve düşüncelerin her hangi birisini bir yabancıya söyler mi? Kendi seviyesinde ve seviyesinin üstünde olan kişilere, çocuklara, ve hizmetçilere karşı nasıl davranır? Canlı bir insan hakkında bütün bunları öğrenmemize imkan olmaz. Buna rağmen, verilen sorular bildiklerinizi seçmenize yardım eder. Fakat, bir kişinin karakterini çizdiğiniz zaman, deneyim ocağı küllerinden bunlardan daha fazlasını öğreneceksiniz. Karakterin temel özelliği nedir? Niye bu özelliğe sahiptir?
Duyularınızı ve mantığınızı kullanırken, karakterinize karşı kendi duygusal tepkilerinizi öğrenmeniz gerekir. Karakterinize karşı saygı, hayranlık, yada sevgi duyuyor musunuz? Kıskanıyor yada acıyor musunuz? Beğenme, nefret, tiksinti duyuyor musunuz? Sizi kızdırıyor mu? Karakter hakkında duygularınız tahlil edilemeyecek kadar karmaşık mı? Karakter yaklaştığı zaman, sizin kaslarınız nasıl hareket ediyor? Karakterin hangi duyguları hissettiğini anlamaya çalışın ve daha sonra, elinizden geldiği ölçüde onunla beraber kederlenin ve neşelenin? Dar bir sempati alanınız varsa, kendinize benzeyen karakterlerle öykü yazmaya başlayın, sonra gücünüzü artırın. Örnek olarak, elinde olta ile üç küçük balık taşıyan ve yılanlara ilgi duyan küçük bir çocuğun "derisi altında" kendinizin olduğunu hayal edin. Çıplak ayakları altındaki toprağın sessiz kırılışını, omzunda olta
takımının ağırlaştığını hissedebiliyor musunuz? Kendinizi itfaiye aracını izleyen bir çocukla özdeşleştirebiliyor musunuz? Aracı işiterek, gergin kaslarını hissederek, hızlanmak için bedenini ayarlayıp koşan itfaiyecileri seyre dalan ve bu itfaiye aracını sürmek için büyük bir arzu duyan çocuğun yerine kendinizi koyabiliyor musunuz? Hakkında öykü yazmak için seçtiğiniz karakterin en azından duygularını paylaşabiliyor musunuz?
Kimi zaman "her şeyi bilmek, çok şeyi affetmektir." Kimi zaman da, karakteri anladıkça, değer yargılarınız sizi o karaktere karşı sempati duymaktan uzaklaştır ve hatta olumlu bir nefret verebilir. Gözlemledikten sonra, karakterinize karşı tarafsız ve ilgisiz olabilirsiniz. Bu takdirde, karakter hakkında öykü yazmak için zaman israf etmenize hiç gerek yoktur. Bazen karaktere karşı duyduğunuz ilgi, öykü yazmaya kalkışacak kadar köklü olur. Öyleyse, sanırım akıl ve duyularınızla karakteri anlama girişiminiz, artık karaktere karşı tavrınızı yeterince berraklığa kavuşturup güçlendirmiştir. (1:37-42)
Bölüm Sonu
Zaman seninle alay ediyor. Varolmak, hiçliğin içine düşmekle aynı anlama geliyor. Bütün dinlerden ayrıldın. Bütün tanrılar sana küskün. Akılsız bir deliden geceleri tanrıya isyan etmenin yollarını soruyorsun. Deli sen konuşunca yüzünü gizliyor, olanca sesiyle bağırıyor: İsyan boyun eğmektir ve dünya Plath'ın, Sırça Fanus'ta söylediği gibidir. Sırça Fanus içinde bir bebek gibi tıkanıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir düşten başka birşey değildir ve kendimizi uyandıracak iğnelere de sahip değiliz. Beckett'ın kahramanı Hamm geliyor: "Tanrı kalleşin teki! Öyle biri yok" diyor. Hayatın kıyısında çeşitli renkler var, biliyorsun; her şeyi görmenin verdiği acı, yalnızca mutlu görünme formülü... Kendine karşı korkunç bir ikiyüzlülükle karşı karşıyasın. Daima bir şimdi'yi düşün diyorlar, popüler zevkler edin, yaşayanların kanı yeni bir toplum için iyi bir gübredir ve kurukafalardan oluşan piramitlerin üzerinde duran kişi, daha uzakları görebilir. Böyle diyorlar. Neyin bittiğini bilmeden, bitti diyoruz; neyin başladığını bilmeden başladı diyoruz. Her şeye hakim olan insan, kendine hakim değil. Kendi yarattığı boşlukta bir kayıp insan. İnsanlık ve dünya bu kayıpların ürünü. Herkes uyanık olmak zorunda, uyku yok. Çünkü kendinden başlayarak, herkes güvensizlik içinde. Sırtımızı dayayıp uyuduğumz insan bizi tedirgin ediyor. Ağzımız 'acaba'larla dolu, 'belki'ler tek yardımcımız. Birinden aldığımız bir şeyi, bir başkasına çok ucuza satabiliyoruz. Duygular, düşünceler mevcut piyasa içinde sürekli müşteri arıyor. Her şeyimiz satılık. Oysa ki sen gece boyunca bir rüyadan bir rüyaya geçip duruyorsun Sabah uyandığın zaman sırtın sırılsıklam. Anlamsız bir düzensizlik baktığın her şeye hakim, ruhun artık bildiklerinin kadavrası. Kafa yok, ağız var...