intikam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
intikam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 05, 2006

Manet Amnes Una Nox II

BÖLÜM III

Silahın patlamasından on saniye önce;

“Özür dilerim” diye yakındı Blanche, bir hıçkırığın gücüyle sıçradı.


Kristal kadeh hala çınlamaktaydı. Gloïre damlayan musluktan gelen tek düze sesin ne kadar da hoş bir ritim oluşturduğunu düşünüyordu. Milisaniyeler bir anda önem kazanmıştı. Boş boş oturarak geçirdiği tüm zamana lanet okudu. Ama artık tersini yapmak için ne vakti ne de kudreti vardı. Oturduğu yerde kanarken bir bir pişman oldu çoğu geçmiş eyleminden. Oturmuş kanıyordu, ne söylenebilirdi ki? Ölümün soğuk nefesi ilk defa kulağına vuruyordu ve her nasılsa bu durumdan derin bir haz duyuyordu.

Ölüm kadında beden bulmuştu ve sanki kulağının arkasında iç gıcıklayıcı soluğunu bırakıyordu.

Kuşkusuz ölüm kadın olmalıydı. İlk öldürdüğü insan da zaten kadındı. Çıplak ellerini kullanmıştı onu boğmak için. Parmaklarının arasında birbirinden ayrılan omurları hissedene ve hatta kadının nefes borusu kıtırdayarak kendi içine gömülene kadar sıkmıştı boynunu.

Eski karısıydı. Başka bir herifle birlikte olduğunu duyunca karar vermişti onu öldürmeye. Ölü gözleriyle tavana bakan kadın çırılçıplaktı. Can havliyle verdiği mücadelenin kalıntıları olan ter damlacıkları göğüslerinin arasını sırılsıklam yapmıştı. Kadın ölmüştü ama halen terliyordu. Birkaç damla daha çıkmıştı derisinin gözeneklerinden ve göğsünün yanından aşağı süzülüp açık mavi çarşaf üzerinde koyu mavi bir nokta bırakmıştı. Son bir titreme kasının tüm vücudunu ayaklarından başlayıp kulaklarına kadar kat etmişti.

Gloïre şoktaydı.

Çırılçıplak vaziyette odanın köşesinde yere oturmuş, kafası ellerinin arasında kadının ölü bedenini izliyordu. Cesedin ne kadar da seksi göründüğünü düşündü. Bu fikrin sapkınlığıyla düşüncelere boğulmuş bir halde kanıtları yok etmek için apartmanı kundakladığında bunun son cinayeti olmadığını biliyordu.

İşlediği bu cinayet için cezalandırılmaktan bir şekilde kurtulmuştu. Ancak öldürme içgüdüsü artık ortaya çıkmıştı ve bir kez ortaya çıktığında bu içgüdüyü bastırmanın hiçbir yolu yoktu. Bunu zamanla öğrenmişti.


Ama işte, şimdi sol göğsünden fışkıran kan tüm kolunu izleyip parmaklarının arasından füme kumaş pantolonuna akıyordu. Oda daraldıkça daraldı. Blanche’ın bir metre uzağında tuttuğu silah sanki alnına değiyordu.

Gloïre hala namlunun içine bakıyordu.

BÖLÜM IV

Silahın patlamasından dört saniye önce;


Blanche titreyen eline baktı. Her şey buğulu bir camın arkasında gibi gözüküyordu. Öz babası gözlerinin önünde cayır cayır yanarken de buna benzer bir his kaplamıştı içini. Blanche anestezi teknisyeniydi. Hastanede her gün birilerinin hayatını kurtarıyordu fakat babasını yangından kurtarmayı başaramamıştı.

O gün işten döndüğünde tüm sokağı koyu kızıla boyayan ışık oyunlarıyla apartmanını yalayan alevlerle karşılaşmıştı. Babası beşinci katın balkonunda yardım çığlıkları atıyordu. On bilemedin on beş kişilik bir izleyici topluluğu çaresizce adamın son saniyelerini izliyordu.

“Lanet olsun!” dedi kalabalıktan biri; “nerede kaldı bu itfaiye!”
“Olamaz!” dedi bir başkası; “adamcağız tutuştu!”

Bunlar olurken Blanche insanların tüm engellemelerine karşın apartmana dalmıştı. Aklında tek bir hedef vardı; babasını kurtarmak. İlk iki katı yıldırım hızıyla tırmanmıştı fakat duman daha fazla geçit vermiyordu. Kafasının arkasından tüm vücuduna yayılan bir rahatlama hissediyordu ve sonunda kendini bu rahatlamanın derin huzuruna bıraktı. Kendinden geçmişti.

Gözlerini açtığında tanımadığı bir adamın kucağında sokağın ortasında duruyordu. Adam gözbebeklerine hapsolmuş büyük bir suçluluk duygusuyla gözlerinin içine bakıyordu.

“Üzgünüm. Çok üzgünüm!” diyerek onu kaldırıma oturttu. Blanche çökmeye başlamış binaya baktı. Babasından geriye kalanlar beşinci katın balkon korkulukları arkasında bir mum gibi yanarak küçülüyordu.

On hanelik bu ateş topundan tek sağ kurtulan Blanche’ı kurtaran adamdı ve kendini kurtarmaya çalışırken merdivenlerde bulduğu Blanche’ı da hayata döndürmüştü.

Blanche’ın tüm vücudu titriyordu. Onu kurtaran adam, kuru kalabalık ve yanan bina buğulu bir camın arkasındaki siluetler gibiydi.


Tüm oda koyu kızıla bürünmüştü. Gloïre karşısında tir tir titriyordu.

BÖLÜM V

Silahın patlamasından iki saniye önce;

“Ne kadar uğraşırsan uğraş, kendini kurbanının yerine koyamazsın” dedi Gloïre. Tüm vücudu karıncalanıyordu.

...
“Neden” diye geçirdi içinden Gloïre. Acaba neden yemişti bu kurşunu ve Blanche neden hala silahı alnına doğrultmuş bir vaziyette karşısında duruyordu.

İlk karşılaştıkları gün Blanche’ın hayatını kurtarmıştı, aradan geçen zamanda arkadaşlıktan dostluğa uzanan bir ilişki temposu yakalamışlardı. Şimdi ise kadın karşısında, elinde Gloïre’ın sonunu hazırlayacak olan silahı tutuyordu.

“İlk tanıştığımız gün!” diye geçirdi içinden Gloïre ve o an fark etti. O gün ilk cinayetini işlemişti…
...

Tüm hıçkırık ve iç çekişler arasından duyulan Blanche’ın sesi hep aynı şeyi tekrarlıyordu; “özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim…”

Namludan çıkan kurşunun alnına doğru geldiğini gören Gloïre “Problem değil” demek için biraz geç kaldığını fark etti.

BÖLÜM VI

Silahın patlamasından hemen sonra;

Silahın içinde oluşan şok dalgası Blanche’ın güçsüz kolunu geriye attı. Kolundan tüm vücuduna yayılan bu dışsal kuvvet, dermansız dizlerini bir anda çözüp yere çökmesine neden oldu. Elinden kurtulan silah yerdeki kan birikintisinin içine düştü. Düşüşün etkisiyle etrafa sıçrayan kan Blanche’ın solgun bacaklarından aşağı süzülüyordu.

Gloïre’ın cansız bedeni sandalyeden aşağı düştü. Kafasından çıkan kan tüm döşemeye yayılıyordu.

Blanche ayağa kalktı. Robot adımlarla banyoya ilerledi ve musluğu açtı. Bacaklarını yıkamak için lavaboyu kullanacaktı fakat lavabo yüksek olduğundan üzerinde dikilecek bir şeyler bulması gerekiyordu. Etrafına bakındı. Hemen arkasındaki çuvalları fark etti. Üst üste istiflenmiş altı adet çuval vardı. En üsttekini kavradı. Çuvalın üstünde kocaman harflerle GÜBRE yazıyordu. “Şaka mı bu?” diye geçirdi içinden. En yakın tarım alanından kilometrelerce uzaktaki metropolün merkezindeki bir evde kim, hangi amaçla bu kadar gübre bulundururdu ki? Tüm bu düşünceleri bir kenara bıraktı. Bir an önce temizlenip buradan çıkmak istiyordu. Çuvalı çekiştirerek olduğu yerden aşağı aldı. Aşağı yukarı yirmi beş kilo gelen çuvalı istediği yere koyması için sürüklemesi gerekiyordu. Bitkin kasları işi zorlaştırıyordu.

Tam o sırada dirseği çamaşır makinesinin üzerindeki şişelerden birine çarptı. Şişe devrilmişti. Yavaş yavaş yuvarlanarak çamaşır makinesinin kenarına kadar geldiğinde Blanche şişenin üzerindeki yazıyı fark etti. “Nitro Metan”

Donup kalan Blanche kendisini bir anda nahoş bir hatıranın pençesinde buldu.
...
Bir kafede Gloïre’la çay içip sohbet ediyorlardı. Bu arada televizyon bir bankanın önüne bırakılan arabada patlayıp onlarca can alan bombanın haberini veriyordu. Bomba koca banka binasının kuzey cephesini olduğu gibi yıkmıştı. Tüm cadde bir baştan bir başa savaş alanına dönmüştü.

Muhabir “El yapımı” demişti arabada patlayan bomba için.

“Bir insan nasıl olur da böyle bir şey yapar?”diye sormuştu Blanche Gloïre’a.

“Basit” demişti Gloïre. “Birkaç kilo amonyum nitrat ve biraz da nitro metan’la”

Kendini tutamamıştı Gloïre, Anlattıkça anlatmıştı.

“Sıvı haldeki nitro metan amonyum nitratla buluştuğu anda tüm karışım genleşir ve ortaya bir şok dalgası çıkarır. Bu şok dalgası saatte bin dokuz yüz altmış kilometre asgari hızla etrafa yayılır ve santimetrekareye üç yüz elli bir kilogramlık basınç uygular. Bu da saatte yüz elli kilometre hızla seyreden bir kamyonun düz duvara çarpmasıyla eşdeğer bir kuvvettir.”

“Tüm bunları nereden biliyorsun?” diye sormuştu Blanche.

“Bomba imha ekibindeyim” diye cevap vermişti Gloïre.

“Peki, bu kadar ciddi tehlike oluşturan kimyasalları nereden buluyor bu teröristler?”

“O da basit” demişti Gloïre; “Nitro metan araba yarışlarında yakıt desteği olarak kullanılan aşırı yanıcı bir sıvıdır. Araba modifikasyonu yapan tüm tamirhanelerde bulunur.”

“Peki ya amonyak nitrat?” diye sormuştu Blanche.

Gloïre düzgün dişlerini gösteren bir kahkaha atmıştı, “Amonyak değil, amonyum nitrat. Onu bulmak daha da basit.”

“Nasıl?” diye sormuştu Blanche.

“Bildiğimiz kimyasal gübre” demişti Gloïre; “Tüm zirai işletmelerde bolca var…”


Blanche banyonun ortasında dikiliyordu. Önünde duran altı çuval gübre üzerlerine doğru gelen sıvı nitro metanla ıslanmak üzereydi. O anda Gloïre’ın ne demek istediğini net bir şekilde anladı…

“Manet Amnes Una Nox”

Blanche’ı, altı binadan oluşan koca bloğun yetmiş iki sakinini ve yoldan geçmekte olan sekiz kişiyi bekleyen gece buydu.

Ertesi sabah tüm yerel radyoların ve ulusal televizyon kanallarının ilk haber spotunda, sebebi bilinmeyen ve ilk belirlemelere göre seksen kişinin ölümüne yol açan bir patlamadan bahsediliyordu.

Cumartesi, Ekim 28, 2006

Manet Amnes Una Nox

BÖLÜM I



Tokuşturdukları kadehlerden taşan kırmızı şarap damlaları birbirlerine sarılmış halde masaya düşerken Gloïre’ın cehennemindeki küçük şeytanları serbest bırakıyordu. Paketten bir sigara aldı.

“Çok insan öldürdün mü?” diye sordu Blanche, karşısında oturan kadın. Gloïre sigarasını yakmak için çakmak arıyordu. Bulamadı.

“Yeterince…” diye cevap verdi. Bu konu üzerinde düşünmek istemiyordu. Rahatsız edici bir gıcırtı çıkartmasına sebep olduğu sandalyeyi geriye ittirip ayağa kalktı. Şofbene doğru ilerlerken Blanche’ın gözlerindeki manasız bakışı sırtında hissedebiliyordu.

“Bilmek,” dedi Gloïre, “lanetlenmektir.” Zeki görünmek için alıntı yapıyordu. “Bu sorunu cevapsız bırakmak istiyorum.”

“Ben de melek değilim.” Ürpertici bir gülümseme müziğin sessizleştiği bir anda Blanche’ın bu sözleriyle birlikte kendisini hissettirdi.

Şofbenin pilot ateşinden yaktığı sigara Gloïre’ın ağzından sarkıyordu. Blanche’ın gözlerinin içine baktı. Caniliğin karanlığı gözlerinden gözlerine ışıyordu.

“Anlatmak istiyorsan anlatabilirsin. Önce benim günah çıkarmama gerek olduğunu sanmıyorum.” dedi Gloïre ve ekledi; “bir cinayet işlemenin en zor yanı onu bir sır olarak saklamaktır.” Oturdu.

Blanche başını eğdi. Kadehindeki son yudumu alıp Gloïre’ın kadehine baktı. Hala biraz şarap vardı.

“Şey ben…” dedi, “daha önce hiç kimseyi öldürmedim.” Bunu sanki utanılacak bir şeymiş gibi söylemişti.

Söyleyiş tarzından çok nasıl olup da yanıldığına takılmıştı Gloïre’ın aklı. Kadehine uzandı. Soğuk kadehi parmaklarının arasında hissettiği anda Blanche elini tuttu. Gözlerine odaklandığı açıkça görülüyordu.

“Çok mu zor?” dedi Blanche. Bu arada Gloïre bakışlarını Blanche’ın gözlerinden saçlarına çevirdi.

Gloïre kadının kısacık kesilmiş dalgalı kahverengi saçlarından odanın boşluğuna yayılan esansı tanıyordu. Be Kissable’ın yaramaz kokusuydu bu.

“Hey!” diyerek Gloïre’ın düşüncelerini böldü Blanche, tekrar gözlerine bakmasını sağladı.
“Birini öldürmek çok mu zor?” İlgiyle öne uzattığı güzel başı hemen bir cevap istediğini gösteriyordu.

“Tabi. En azından benim için öyle. Ateşlediğin her silah hayat enerjinden bir parça atar hasmına. Her seferinde en az iki ceset vardır yerde. Biri hedefin, diğeri senin bir kısmın…” Gloïre bunları söylerken Blanche Gloïre’ın elinin üzerinde gezdirdiği parmaklarını temkinli bir şekilde geri çekmekle meşguldü.

Koca bir yudum şarap Gloïre’ın nikotin bolluğu yaşayan boğazından geçerek midesindeki yerini aldı.

Blanche’ın suratı asıktı. Ancak bu ifadenin dahi maskeleyemediği derin gamzeleri Gloïre’ı kadının teninin onu çeken manyetik bir alanı olduğunu düşünmeye itiyordu.

Boşalmış kadehlere baktı. Sandalyesini tekrar geriye ittirdi. Tezgâha uzanıp şarap şişesini kavradı.

Blanche; “Yarısı boşalmış bile” diye saptadı oturduğu yerden.

Gloïre; “Evet, yarısı hala dolu” dedi iğneleyici bir ses tonuyla.

Kadın gülümserken adam boş kadehleri doldurdu. Şarabı tezgâhtaki yerine koyduktan sonra kadının çıplak omuzlarına baktı.

Blanche eflatun bir gece elbisesi giymişti. İncecik askılarının kapatamadığı köprücük kemikleri Gloïre’ı çıldırtıyordu. Boynundan sarkan inci kolyeyi düzelten Blanche adamın dikkatinin dağıldığını gördü.

“Kendini yerine mi koyuyorsun?” diye sordu.
“Nasıl?” dedi Gloïre.
“Kendini diyorum, öldürdüğün kişilerin yerine mi koyuyorsun?”
“Zaman zaman öyle, zaman zaman da başka şeyler…” dedi adam.
“Ne gibi?”
“Sorguya mı çekiliyorum?”
Blanche sustu.

Yavaş yavaş batmakta olan güneşin kırmızı ışıkları odayı doldurmaya başlamıştı.

Blanche bacaklarını masanın altından çıkarıp koridor tarafında bacak bacak üstüne attı. Bu hareketin ortaya çıkardığı cinsel gerilim Gloïre’ın tansiyonunu hepten yükseltmişti. Bakışları Blanche’ın kusursuz ayaklarıyla dizleri arasında yavaşça gezindi. Blanche elini aşağı indirdi, Gloïre’ın gözleri bu kez de eline odaklanmıştı. Yavaşça dizini tuttu. Gloïre garip bir hipnoz altındaymışçasına elini izliyordu. Elini yavaş yavaş yukarıya doğru kaydırdı. Elbisesinin eteği sıyrılmaya başlamıştı. Ortaya çıkan dolgun baldırları Gloïre’ın anlık bir titremeyle sarsılmasına neden olmuştu. Sonra bir anda jartiyerine tutturduğu silahı çekti…




BÖLÜM II



“Manet amnes una nox!” dedi Gloïre. Oturduğu sandalyede başını duvara dayamış acı çekiyordu. Sol göğsünden giren kurşun kaburga kemiğine saplanmış kan kaybetmesine sebep oluyordu.

“Ne dedin?” diye sordu Blanche.
“Manet amnes una…”
“Latince bilmiyorum!” diye bağırarak Gloïre’ın sözünü kesti.
“Herkesi…” dedi Gloïre ve yutkundu. Sol kolu uyuşmaya başlamıştı. “bir gece bekler…”

Blanche ayaktaydı. Elbisesinin sağ askısı düşmüştü. Titreyen elinde tuttuğu silahın hedefi Gloïre’ın alnıydı. Burnunu sol elinin üzeriyle sildi. Ağlıyordu. Bir damla yaş yanağından süzülüp şarap kadehlerinden birine isabet etti. Damlanın düşüşüyle kristal kadeh çok temiz bir tını çıkararak titredi.

Gloïre silaha baktı. Namluyu bu açıdan ilk defa görüyordu. Namlunun çevrelediği kara boşluğa odaklanmıştı.

“Özür dilerim” diye yakındı Blanche, bir hıçkırığın gücüyle sıçradı.

Gloïre hala namlunun içine bakıyordu.

“Ne kadar uğraşırsan uğraş, kendini kurbanının yerine koyamazsın” dedi kadına. Tüm vücudu karıncalanıyordu.

Tüm hıçkırık ve iç çekişler arasından duyulan kadın sesi hep aynı şeyi tekrarlıyordu;

“Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim…”

Namludan çıkan kurşunun alnına doğru yöneldiğini gören Gloïre “Problem değil” demek için biraz geç kaldığını fark etti.

Cansız bedeni sandalyeden aşağı düştü. Kafasından çıkan kan tüm döşemeye yayılıyordu…