Cuma, Mart 16, 2007

Gözlem I

“Merhaba. Ben Ednah. Beni göremediğinizi, bu yüzden de beni tanımak ve derdimi anlamak için kelimelerime ihtiyaç duyduğunuzu biliyorum. Kelimelerim beyninizin kıvrımlarında yankılandıkça kendimi yalnız hissetmeyeceğim. Birlikteliğimiz, ümit ediyorum ki pençesine düştüğüm bu ömrümün en sıkıntılı aşamasını aşmamda bana yardımcı olacak.”

“Evet, haklısınız; görsellik yok. Neyse ki kelimelerle aram iyidir. Baştan söyleyeyim, bu konuda alçak gönüllü olmaya hiç mi hiç niyetim yok.”


“Taşrada yetişmiş ve iyi kötü yirmili yaşlarını geride bırakmış bir kadın olarak karşınızdayım. Beni görebilseydiniz, omuzlarıma kadar uzanan ipeksi saçlarımı okşamak, pırıl pırıl kahverengi gözlerime doyasıya bakmak, pürüzsüz tenimi teninizde hissetmek isterdiniz. Evet, bundan eminim. Tamam, benzer bir kaderi paylaştığım Persophone gibi bahar havası tarafından takip edilmiyorum ya da Rapunzel ve ya Pamuk Prenses gibi beni kurtarmak için hayatlarını tehlikeye atan şövalyelere de sahip değilim. Ama bakın, en azından sesimi duyan birileri var. Siz varsınız!”


“Korkmayın. Beni içine düştüğüm sıkıntıdan kurtarmak için yeraltı kralı Hades’le kapışmak ya da volkan nefesli ve kurşungeçirmez derili ejderhalarla savaşmak zorunda değilsiniz. Zaten ejderhalar sizin sandığınız gibi yaratıklar değildir.”

“Şimdi müsaade ederseniz size neden burada olduğunuzu ve sizi buraya nasıl getirdiğimi anlatayım.”


“Bundan yaklaşık bir ay önce bu gri duvarlı zindana kapatıldım. Ah! Özür dilerim. Görsellik söz konusu değil ama ben yine de işaret zamirleri kullanıyorum. Lütfen ama! Anlayış bekliyorum. Gaipten gelmiş salt zihinlere seslenmek konusunda ilk tecrübem sizsiniz.”

“Zindan diyordum. Esasen nasıl bir yer olduğunu tam olarak ben de bilmiyorum. Buraya getirildiğimde baygındım. Ancak en az bir aydır içinde olduğum odayı tasvir etmekte zorlanacağımı sanmıyorum.”

“Hm! Bir bakalım…”

“Duvarlar kireçtaşından. Araları alçıyla kaplanmış ve birbiri üzerine bir yapbozun parçalarıymışçasına mükemmel şekilde uyan kireçtaşları. Daha sonra deforme olmalarını mümkün olduğunca engellemek için verniğe benzer bir koruyucuyla kaplanmışlar ve bu yüzden de ışık vurduğunda küçük parıltılar saçıyorlar. Kireçtaşının doğasını bilenler bilirler; çok hafiftir, dayanıksızdır. Camdan gördüğüm manzara olmasaydı müstakil bir yapının içinde, ya da bir yeraltı zindanında olduğumu sanabilirdim. Ancak tüm fizik kurallarına aykırı bir şekilde inşa edilmiş bir tutsak kulesindeyim. Beni buraya mahkûm edenler ya hayatıma hiç önem vermiyor ya da bu binayı ayakta tutan şey benim algılarımın ötesinde. Her iki koşulda da, bir mahkûm olduğum göz önünde bulundurulursa, ev sahiplerim benden pek hoşlanmıyor gibi gözüküyor. Arkamda bir ayçöreği gibi kıvrılıp yarım daire çizen duvar, önümde bana paralel hale gelerek etrafımı saran döngüyü tamamlıyor. Gözlerinizde daha iyi canlanması için söylüyorum, duvarların şekli, kuşbakışı olarak canlandırıldığında yaklaşık iki buçuk metre derinlikli bir ‘D’ harfinin dış hatlarını resmediyor.”

“Önemsiz detaylarla aklınızı karıştırmak istemiyorum aslında. Ama yine anlayışlı olmanızı bekliyorum. Bir aydan uzunca bir süredir hiç kimseyle konuşmadım! E bu da bir ihtiyaç!”


“İster inanın, ister inanmayın ama sanrım ev sahibim buradan gitmemi hiç mi hiç istemiyor. Zira içinde bulunduğum odanın bir kapısı dahi yok! Gerçekten çok çaresizim. Dış dünyaya dair tek sahip olduğum etkileşim şansı arkamda yarım daire çizen duvardaki pencere dahi denemeyecek her biri iki karış genişliğindeki yuvarlak delikler. Ancak kulenin bahsini ettiğim büyülü mimarisi bu deliklerde de kendini gösteriyor. Beş adet delik birbirinden eşit uzaklıkta konumlanmış ve bana bir pantolon kemerinin üzerindeki delikleri çağrıştırıyor. Geceleri tam ortadaki delik vasıtasıyla görebildiğim kutup yıldızı hesaba katılırsa ve binanın cephesinin bu deliklerin bulunduğu duvar olduğunu varsayarsak doğudan başlayarak kuzeyden geçip batıya kadar olan tüm yönlere hâkim bir gözlemci kulesinde tutsak olduğumu söyleyebiliriz. Ne şans ama! Kusursuz bir manzara!”

“Dekoratif açıdan mükemmel sadelikte bir ahırda yaşamak zorunda bırakılmak hiç de hoş değil. İşte yatağım; masif kireçtaşından yontulmuş ve baza süsü verilmiş, ikiye bir ölçülerinde bir metrelik bir yükselti. Düz duvara dayalı bir şekilde tam kuzeye bakan deliğin karşısında duruyor. Üzerine konan, artık kokusundan rahatsız olmaya başladığım bir şilte sayesinde en azından ortopedimi koruyorum. Yatağın sağında, yine düz duvara dayalı maroken bir masa ve aynı materyalden bir sandalye. Yatağın diğer tarafında duş almaktan meyve yıkamaya kadar her türlü temizlik işinde kullandığım bir lavabo ve onun hemen yanında da insani ihtiyaçlarımı giderdiğim mermer bir tuvalet…”

“Sanırım içinde bulunduğum ortamı biraz olsun gözünüzde canlandırabildim. Ama eminim böyle izole bir ortamda nasıl olup da yemek yediğimi, su içtiğimi kısacası diğer insani ihtiyaçlarımı nasıl karşıladığımı merak ediyorsunuz. Her şey düşünülmüş! Beni burada tutan her kimse beni beslemek için hiçbir masraftan kaçınmıyor. Birbirinden lezzetli yemekleri ve içecekleri günde iki kez duvara yerleştirilmiş metal bir çekmece sayesinde bana ulaştırıyor. En azından yemekler konusunda bir şikâyetim yok. Sanırım esaretimin diyetini beni çok iyi besleyerek ödemeye çalışıyorlar.”


“Dikkatinizin yavaş yavaş dağıldığını hissediyorum. Ama size henüz işin en büyülü kısmını, sizi buraya nasıl getirdiğimi anlatmadım. Merak ediyorsunuz değil mi? Bu merakı sizi bana yardımcı olmaya zorlamak için kullanabileceğimi umuyorum. Biliyorum, biraz fazla dürüstüm. Ama anlarsınız ya, benim kaldığım pozisyonda kalan bir insan için çok da fazla seçenek yok. Buraya nasıl geldiğinizi öğrenmek için şu an içerisinde olduğunuz trans halini korumak durumundasınız. Ah, kahretsin. Yine şu dürüst çenemi tutamadım! Evet, tamam. İtiraf ediyorum. Bu transtan çıkmak için tek yapmanız gereken başka şeyler düşünmek… Hiçbir sihir, hiçbir zorunluluk sizi burada alıkoyamaz. Zira sihirlerin en büyüğü insan iradesidir. Başka bir şey düşünür, başka bir şeye odaklanırsınız ve ben de bu berbat ahırda duvarlarla konuşmaya devam ederim.”


“Tamam, şöyle bir anlaşma yapalım. Önce beni dinleyin, sonra ben size bu sınırsız dünyada dolaşırken çok işinize yarayacak bir özellik vereyim… Kelimelerle görme yetisi ve zihin okuma kudreti… Evet, ben bu dünyada etten ve kemikten oluşan bir kütleye sahip olduğumdan şu bahsini ettiğim kireçtaşı zindandan çıkamıyorum ama sizin var oluşunuz benimkinden çok farklı. Kütlesizsiniz. Şeffafsınız. İşin özü, sizinle iletişime geçmem de sırf bu yüzden. Dilerseniz size vereceğim bu insanüstü kudretle dünyama göz atabilir, en ön sırada oturarak izlediğiniz bir baleden ya da tiyatro oyunundan ve ya sinema filminden alınana eşdeğer bir estetik hazla sadece size özel düzenlenmiş olduğunu düşünmekte özgür olduğunuz bir yapıtı gözlemlediğinizi hissedebilirsiniz. Çok mu iddialı konuşuyorum? Belki de. Ama bu dünya benim dünyam ve siz de konuğumsunuz.”


“Anlaşma şu, ben size bahsini ettiğim güçleri vereceğim, karşılığında da sizden beni buradan kurtarmanızı ya da en azından neden burada olduğumu öğrenmenizi ve bana iletmenizi bekleyeceğim…”

“Hala sesimin beyninizde olduğuna bakarak, anlıyorum ki anlaşmayı kabul ettiniz. O zaman müsaade edin de sözümü yerine getirmemi sağlayacak olan işlemleri uygulamaya başlayayım…”

NOT: Devam etmeyi planladığım bir öyküydü bu... Ama yarım kaldı... Bakalım, belki bir gün sonunu getirebilirim...

Hiç yorum yok: